Kalahari

Kalahari
Kalahari Augrabies Extreme Maraton-2014

20 Haziran 2015 Cumartesi

Ultra Maraton Malzeme Listesi

Yoğun talep üzerine Runfire Cappadocia-2015 öncesi uzun etaplı ve tek etaplı bir ultra maratonda çantamda neler taşıdığımı ve yurt dışında gittiğim yarışlarda rakiplerimin neler taşıdığı hakkında bir şeyler karalamaya karar verdim.

Esas olanın yaşanmış tecrübelerin paylaşılmasına inanan biriyim. Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Ama kesin olan bir şey var ki herkesin kendi özel malzemeleri olabilir. Örneğin ben yarış sonrası kuru kıyafet giymeye özen gösteren birisiyim. Ama bazı yarışmacılar koca bir haftayı sadece bir şort ve iki tshirt ile bitirebiliyor. Gobi’deki yarışmada bir Amerilkalı sporcu koca bir hafta boyunca bir şort taşımasına rağmen koştuktan sonra giymek için Compressport çorap taşıdı. Bazı yarışmacılar kılık kıyafetten ve yiyecek malzemelerden kısarken yanında kendine uğur getirdiğine inandığı ufak objeler taşıyabiliyorlar.

Gobi March 2013 Malzemelerim


Gobi March 2013 İsviçreli bir sporcunun Malzemeleri
Salomon S-Lab Sence Ultra
Öncelikle çok etaplı bir yarışta benim neler taşıdığımla başlayalım. Az öncede bahsettiğim gibi koşulan etap sonrası giyeceğim kıyafetlere dikkat eden biriyim. Hatta ilk koştuğum yarışlarda 3 şort ve minimum biri uzun kollu olmak üzere 4 tshirt taşıdım. Şimdilerde bunu 2 şort biri koşu şortu diğeri etap sonrası giydiğim şort. Her ikisinin de koşu şortu olmasına dikkat ediyorum. Çünkü yarış boyunca başınıza her şey gelebilir. Etap sonrası giydiğiniz şort bir anda koşu esnasında giymiş olduğunuz şorta dönebilir. Aslına bakarsanız yanımda taşıdığım her kıyafeti koşarken kullanabilecek şekilde seçiyorum. İlk koştuğum çok etaplı yarış Runfire Cappadocia-2012 öncesi çok tecrübesizdim. Yarışta neleri yanıma alacağım konusunda Mustafa Kızıltaş abiyi ve Alper Dalkılıç’ı defaten aradığımı hatırlıyorum. Her ikisinin de tecrübelerinden yararlanmaya çalıştım. Ama az öncede bahsettiğim gibi esas olan bir hafta boyunca kendinizin nasıl rahat edeceğini kendinizin belirlemesi. Benim burada yazdıklarım veya onların bana attıkları sadece tavsiyelerden ibaret. Bu tavsiyeler uymak veya uymamak, küçük değişikler yapmak tamamen sizin elinizde. Her ne kadar Runfire Cappadocia ilk çok etaplı ultra maratonum olsa da daha önce birçok macera yarışına katılmıştım. Dolayısıyla oralardan elde ettiğim tecrübeleri de kullanma şansım oldu.


Adidas Maraton 10
Runfire Cappadocia için koşu tabanlı bir sporcu olduğum için arazi ayakkabısı yerine koşu ayakkabısı seçtim. Çünkü arazi yani trail ayakkabılar hem bana ağır geliyordu hem de daha önce macera yarışlarında giydiğim ayakkabılar aşilime baskı yapmıştı. Bundan dolayı ayakkabı olarak İznik Ultra Maratonu 2012’da da kullandığım Adidas Maraton 10 modelini seçtim. Aynı ayakkabıyla Gobi March-2013’de koştum. Hatta Gobi öncesi bu ayakkabıyı birçok mağaza da aradım. En son öylesine gezerken İzmir Optimum’daki Adidas seri sonu mağazasında bulduğumda çok sevindim. Sonrasında Kalahari’de Salomon S-lab Sence ile koştum ve son derece rahattı. Son koştuğum İznik Ultra Maratonda ise Nike Pegasus 31 kullandım ve hiçbir sıkıntı yaşamadım.
Compressport Trail Tshirt



Gelelim koşu tshirt’üne bu yarışta Salomon’un macera yarışlarında kullandığım thirtleri kullandım. Aslına bakarsanız o zamanlar benim için giydiğim tshirtün çokta önemli yoktu. Çantamın macera yarışlarında sürtünmeden dolayı yapmış olduğu yaralara alıştım. Ama şimdi bakıyorum boşuna acı çekmişim. 2013 yılında koştuğum Kalahari Augrabies Extreme Maraton ile beraber ultra maraton için üretilen yarış formalarını giymeye başladım ve inanılmaz faydasını gördüm. Çantanın yapmış olduğu sürtünme kaynaklı yaralardan kurtuldum. İznik Ultra Maratonu 2015 ile birlikte Compressport’un trail tshirtünü kullanmaya başladım. Outrunner magazalarında bu tshirtler ve ilerde bahsedeceğim Led Sensor Seo5 kafa fenerini bulabilirsiniz.

Şort olarak koşarken rahat ettiğiniz rahat bir şort ile koşabilirsiniz. Çorap konusu da önemli ben yıllardır kullandığım çorapları Ufuk Öztürk abiden alıyorum. Her etap için bir çorap taşıyorum. Etap sonunda çorabı çöpe atıyorum. Ama 3 çorap taşıyıp dönüşümlü olarak kullanabilirsiniz. Yabancı sporcular genelde Compressport çorap ile koşuyorlar veya yanlarında taşıyorlar. Etap sonrası kamp alanında mutlaka bu çorapları giyiyorlar. çünkü kasların daha kısa sürede toparlanmasını sağlıyor.

Gobi'deki sırt çantam
Sırt çantası olarak macera yarışlarında kullandığım Salomon Raid Revo 30 sırt çantasını kullandım. Gobi March 2013 Ultra Maratonunda Cüneyt Aygün’den ödünç aldığım Inov 8 Race Pro 30 Sırt çantasıyla koştum. Her iki sırt çantasından da memnun kaldım. Bu arada unuttum Runfire Cappadocia 2012’de Muazzez Özçelik’ten ödünç aldığım 830 gramlık Karrimor Kodiak 25+5 sırt çantasıyla koştum. Karşılaştırma yaparsak bu üç çanta arasında en hafif olan Inov 8’i tercih ederim. Sırt çantası tercih ederken dikkat etmeniz gereken şeyler hafifliği, dayanıklılığı ve kullanışlı olması. Özellikle bel tarafında ufak ceplerin olması yarış içerisinde kullanacağınız jel, bisküvi, cep telefonu vb. şeylere kolayca ulaşmanızı sağlar. Su matarası olarak çantayla beraber su torbası kullanıyorum. Son yarışlarda çantanın içindeki su torbasına ilave olarak 500 ml su matarası da yanımda taşıyorum. Böylece kontrol noktalarından hızlı bir şekilde su takviyesi yapabiliyorum.

           Uyku tulumu olarak değişik uyku tulumları kullansam da esas olan sizi bekleyen soğuk bir hava şartı yoksa bulabildiğiniz en hafif uyku tulumunu tercih etmeniz. Benim Türkiye’de bulabildiğim en hafif uyku tulumu 590 gramlık Lafuma. Ama bundan daha hafif uyku tulumu bulmanız mümkün. Bunun için Emre Tok’a (www.kosuyorum.net) danışan bilirsiniz.

       Zorunlu malzemelerden biri olan yağmurluk konusuna gelince ortam şartlarına göre alabileceğiniz en hafif yağmurluğu almanızı tavsiye ederim. Ben genelde yarışlara giderken yanımda 2 tane yağmurluk götürüyorum. Biri hafif olan diğeri ise daha ağır fakat daha çok koruyucu olan. Ortam şartlarına göre en son yarış çantamı hazırlarken bir tanesini tercih ediyorum.


Kafa feneri olarak yıllarca Decathlon’da satılan Geonaute Onnıght 50’yi kullandım. Şimdi ise Led Sensor Seo 5 kullanıyorum ve çokta memnunum. Kafa feneri alırken dikkat etmeniniz gereken en önemli husus pilli olması. Çünkü şarjlı olan bir kafa fenerinin şarjı bittiğinde ortada kalabilirsiniz. Eğer zorunlu malzemeler arasında ikinci bir kafa feneri varsa Petzl Elite Zipi tavsiye ederim. Hem hafif hem de kullanışlı.
Led Sensor Seo 5 Kafa feneri
Saat olarak Suunto Ambit-2 kullanıyorum. Genelde sarjı 16 saat civarı gidiyor. Tek etaplı bir yarış için bu süre yeterli oluyor. Çok etaplı bir yarışta ise uzun etap öncesi şarj etmeniz yeterli. Şarj için yanınızda güneş paneli veya ufak şarjerler taşıyabilirsiniz. Saati şarj ettikten sonra şarjeri organizasyonda görevli personele bırakıp yarış sonrasında alabilirsiniz. GPS'li saat bu tarz yarışlarda çok önemli. Yarış içerisinde temponuzu ayarlamanızı ve kayboldunuz da saatteki izleri takip ederek son işaretin olduğu yere dönmenizi sağlıyor.

Bunların yanı sıra zorunlu malzemelerde bulunmuyorsa hafif bir eşofman altı/trekking pantolonu veya tayt, bandana/şapka, parkurun durumuna göre batonda yanınıza alabilirsiniz. Baton yüksek eğitimli ve teknik parkurlarda en büyük yardımcınız oluyor. Koşarken/yürürken batonlardan güç alarak daha az efor ile daha hızlı gidebilirsiniz. 

Gelelim en önemli konu olarak yiyeceklere. Ben çantamda;

Tortellini Makarna
3 veya 4 tane tortellini makarna – genelde 3 tane yetiyor. 1 tanesi 250 gram ve 3/4 kişilik. 3 tanesini buz dolayı poşetlerine koyarak 6’ya bölerek 6 öğünlük ana yemek yapabilirsiniz.

6 tane patates püresi. Bir tanesi 60 gram. Süt ile yapılması tavsiye edilse de su ile yapılınca da son derece lezzetli oluyor. Yapılması çok kolay, çok hafif ve ara öğün olarak yeteri kadar doyurucu.

4/6 tane ton balığı. Normalde ton balığı yemeyi pek sevmem ama yarışlarda mecburen patates püresiyle karıştırıp yiyorum. Yalnız dikkat etmeniz gereken paket ton balığı almanız ve 1 tanesinin ağırlığı 160 gram. 60 gramlık patates püresiyle birleşince etap sonrası güzel bir yemek oluyor. Bir yarışta Amerikalı Joel “Menüde ne var? diye sorduğunda "Ton balığı ve patates püresi var." diye cevap verdiğimde "Yanında salata da var mı? diye sormuştu. Hafif ve kaliteli bir öğün.  

Yeteri miktarda çay ve hazır çorba.

Yeterli miktarda Çikolata ve Tadımca.

Salt Stick Tuz tableti
Tuz tableti. Koşu esnasında saat başı 1 tane alacak kadar yanımda taşıyorum. Tuz tabletiyle ilk olarak Gobi’de tanıştım. O zamana kadar sürekli çantamda magnezyum diasporal taşıyordum. Gobi’de zorunlu malzemeler arasında tuz tableti vardı. Çanta kontrolüne gittiğimde "Tuz tabletlerin nerede?" diye sorduklarında Magnezyumu gösterdim. Tabi ki kabul etmediler ve "Tuz tableti bulman lazım." dediler. Oda arkadaşım olan Çinli sporcudan sırf çantamda taşımak maksadıyla 45 tane tuz tableti aldım. Çünkü minimum 45 tane tuz tableti taşıma zorunluluğu vardı. Her saat başına bir tane olacak şekilde. Daha önce kullanmadığım için yarışmanın ilk günü tuz tableti yerine magnezyum diasporal kullandım. İlk gün yarışın ortasında dehidrasyona girince etap sonunda doktorla konuştuğumda doktor bana "Mutlaka saat başı bir tuz tableti kullan faydasını göreceksin." dedi. Bende bu tavsiyesine uydum ve yarış boyunca bir daha dehidrasyon problemi yaşamadım.

Sabah kahvaltısı için bal parmak bal veya tüp şeklindeki çokokrem, 10 tane lavaş ekmeği ve lavache girit peynir. Bakiye abla lavaş ekmek yerine Eti Mek taşıyor.

Benim vazgeçemediğim yiyecek ise çubuk kraker. Çubuk krakeri koşu esnasında ve sonrasında çay ile beraber yiyorum. Hem tuzlu hem de doyurucu. Gobi’de koşarken ön gruptakilere ikram ettiğimde çok beğenmişlerdi.

5/6 tane protein barı- genelde uzun etaplarda kullanmak için yanımda taşıyorum. Yarış içerisinde bir hafta boyunca en fazla 3 tane tüketebildim. Ama yine de emniyet maksatlı sürekli  çantamda taşıyorum. Artı organizasyon kalori hesabı yaptığında işe yarıyor J

Çerez- fındık, badem ve ceviz. İlk koştuğum yarışlarda her birinden 100 gram alıyordum. Şimdi 50 gram alıyorum. Yeterli oluyor.

Runfire Cappadocia 2013 yarışında denemek maksadıyla yanımda puding taşıdım. Uzun etap öncesi yapıp kendimi mükâfatlandırmak istedim. Uzun etapta çantamı hafif tutmak için çantamda kalan çerezleri de içine kattım. Suyla yapmama rağmen çok lezzetli olduğunu söylüyor. Söylüyorlar diyorum çünkü soğuması için bıraktığımda döndüğümde kalmamıştı.

İlk koşmaya başladığımda çanta 17 kilo civarıydı. Macera yarışlarında kalma özellik olarak bir sürü gereksiz malzeme yanımda taşıyordum. Her şeyin yedeği çantamda mutlaka olurdu. Hatta Gobi March’da ikinci kafa feneri zorunlu malzeme olmasına rağmen ben her iki kafa fenerinin yedek pillerini bile iki gün boyunca yanımda taşıdım. İkinci gün sonunda çantamı hafifletmek için çantamın başına oturduğumda bu pilleri atmaya karar verdim. Çünkü yarış her gün sabah 8’de başlayacaktı. Uzun etap 75 km idi. Uzun etap dahil aksilik olmadığı sürece karanlıkta koşmak zorunda kalmayacaktım. Sadece kampta kullanmak için kafa fenerine ihtiyacım olacaktı. Şimdi çantam 11-12 kilo civarı ama çantamda gereksiz malzeme yok gibi. Peki rakiplerin çantaları 6-7 kiloyken benim çantam neden bu kadar ağır oluyor. Bunun iki sebebi var birincisi onların zorunlu malzemeleri benimkilerden daha hafif ikincisi de yemek tercihi.

Expedition Food
Yabancı sporcular yarış içerisinde yedikleri yemeğin kalitesinden çok elde ettikleri kaloriye bakarak yiyecek tercihi yapıyor. 2013 yılında Kalahari Augrabies Extreme Maratonu kazanan Daniel Ronald bir hafta boyunca protein barı, jel, protein tozu ve 100 gram badem ile beslendi. Yabancı sporcular genelde tuz tableti/elektrolit, jel, protein tozu, protein barı ve expedition food yiyorlar. Expedition food paketin bir tanesi yaklaşık 180 gram ve ortalama 800 kcal. Paketin içine sıcak su ilave edip 6/7 dakika bekliyorsunuz. Yemek hazır oluyor. Çok alternatifli menüleri var. Ama size uygun menüyü bulmanız için yarış öncesi mutlaka denemeniz lazım. Bir yarışta deneme şansım oldu tadını pek beğendiğim söylenemez. Yarış içerisinde kullanan sporcularla konuştuğumda bir yerden sonra bıkkınlık veriyor cevabıyla karşılaştım.


            Tek etaplı yarışlara gelirsek çantamda genelde zorunlu malzemeler dışında sadece yedek bir tsihrt taşıyorum. Ama drop bag yani çanta bırakmak noktalarına yarış içerisinde kullandığım malzemelerin yedeklerini mutlaka koyuyorum. Yiyecek olarak yanıma yeteri kadar tuz tableti, 1/2 tane çikolata, çubuk kraker, Topita/Olips şeker ve protein barı taşıyorum. Yiyecek olan kontrol noktalarından mutlaka bir şey yiyorum ve noktadan çıkarken yol boyunca yemek için yanıma yiyecek  bir şeyler alıyorum. Bunlar genelde muz, elma, bisküvi ve ekmek tarzı yiyecek oluyor.

Şimdiden koşacağınız ultra maratonlarda başarılar. Unutmayın malzeme tercihi yaparken kendinizi dinleyin ama çokta dinlemeyin çünkü gereksiz bir sürü malzeme taşımak zorunda kalırsınız. 


16 Haziran 2015 Salı

İznik Ultra Maratonu 2015

Aslına bakarsanız benim için yazmak koşmaktan çok daha zor fakat İznik Ultra gibi her koşucunun yaşaması gereken bir deneyimi de aktarmasam olmazdı. İznik Ultra’dan sonra yoğun bir iş ve yarış programım nedeniyle bir türlü bilgisayar başına oturmaya fırsat bulamamıştım. Bulduğum zamanlarda da yazacak durumda değildim.

İznik Ultra maratonunu koşma kararını verirken, koşsam mı, koşmasam mı,42 mi koşsam, 136 mi koşsam acaba diye çok düşündüm. Sonunda, çalışma şartlarım elverirse 136 km koşmaya karar verdim. Yarış öncesi iş sebebiyle İzmir’deydim.Yarış sabahı Cemil Gökçe,  Nejdet Yergök ve Çagın İpekoğlu’yla beraber İzmir’den İznik’e geldik. Yarış kitini aldıktan sonra dinlenmek için Alpaslan’ın malikanesine gittim. 136K yarışı  gece yarısı başlayacağı için uyumaya çalıştım ama uyumak için ne kadar çaba sarf etsem de başarılı olamadım, sadece biraz dinlenebildim. 
       
Başlangıç anı
37''inci km Örnekköy
         Yarış günü hava çok güzeldi bu yüzden yarışa taytla mı şortla mı başlasam diye ikilemde kaldım fakat tepeler her zaman İznik merkezden daha soğuk olduğu için taytla koşmaya karar verdim. Saatler 00:05’i gösterirken yarış başladı. Yarış düşündüğümden daha hızlı başladı. İlk km’yi 4:15 pace ile geçtik, arkama baktığımda yaklaşık 20 kişilik bir grup vardı. Yarışmanın favorilerinden İskoç Donald Campbell’da ön gruptaydı. Gruba “Tempoyu düşürelim bakalım ne yapacak?” dedim. Biz tempoyu düşünürünce Donald’da tempoyu düşürdü,sonra arkasına baktı ve temposunu arttırdı.136 KM’lik bir yarışa bu tempoyla başlamak istemediğimden dolayı tempomu düşürdüm ve 5:15’lik tempoyla koşmaya devam ettim. Ben, Bulgar sporcu Maria Nikolova, Ufuk Abi, Aykut Çelikbaş, Hüseyin Haşhaş, İlker Laçalar, Yücel Kalem, Servet Çataltepe, Tolga Güler, Murat Akkaya, Hilmi Güven, Hilmi Güven, Özgür Öztem’ den oluşan bir grup vardı. Gruba “Hangi tempoda koştuğunuzun farkındasınız değil mi? ” diye sordum. Murat ve Tolga aynı anda “Bırak bari ilk kontrol noktasına sizden önce girelim” dediler. Fakat bilmedikleri bir şey vardı, yarışın başındaki bu tempo ilerleyen km’lerde onlara olumsuz olarak geri dönecekti. Yücel Kalem, temposunu artırıp grubun önünde koşmaya başladı. Birinci kontrol noktasını 9. olarak geçtim. Grupla yaklaşık 22 km beraber koştuk,  22. KM’de Murat yorulunca diğerleri de onunla beraber yavaşladı. 24 km’de ihtiyaç molası için durduğumda Aykut ,Hüseyin Haşbaş ve Ufuk Abi’den koptum ve Maria ile beraber koşmaya başladık. Öndekileri takip ederken bir anda yanlış yolda gittiğimizi düşünerek geri döndük, yaklaşık 200 metre geri koştuktan sonra Servet Çataltepe doğru gittiğimizi söyledi. Boşu boşuna geriye doğru koşmuş olduk. İkinci kontrol noktası olan 27’nci km’deki Boyalıca’dan 6. olarak geçtim. Bunu çok fazla dert etmiyordum çünkü düşündüğüm tempoda koşuyordum. Artık ultra maraton koşma konusunda tecrübeliydim ve çevremde koşanların hangi tempoda koştuğu benim için önemli değildi. Kendi tempomda koşmaya devam ettim. Yarışın ilk sert tepesini çıkarken rakiplerimi önümde görüyordum. Onları yakaladım diye sevinirken, tepeyi çıkmak düşündüğümden uzun sürdü. Yarışın 35’nci km’sinde Yücel Kalem’i yakaladım ve yanından hızla geçtim. Aslında Yücel’i görünce şaşırdım çünkü Yücel’i tanıyordum ve neden bu tempoda başladığına anlam verememiştim. Yarışın başında kendini iyi hissetmiş ve koşmaya devam etmiş, uzun bir süre birinci gittiğini düşünmüş fakat bu sürede önünde giden Donald’ın varlığından haberi yokmuş. Önümdekileri sorduğumda 4-5 dakika önümde olduklarını söyledi. 37. km’deki Örnekköy’e girerken Ufuk Abi kontrol noktasından çıkmıştı. Kontrol noktasından yanıma, 3-4 tane bisküvi ve yarım litre su alarak çıktım ve kısa bir süre sonra Ufuk abiyi de yakaladım. “Hadi abi beraber koşalım” dedim “Sen git ben kendi tempomda koşacağım” diye cevap verdi. Tempomu biraz artırıp Aykut ile Hüseyin’i yakalamaya karar verdim, az kaldı yakaladım diye diye kendimi 4’uncü kontrol noktası olan 58’inci km’deki Örnekköy’de buldum. 

         Örnekköy’e geldiğimde Aykut ile Hüseyin’de kontrol noktasındaydılar. Bu nokta çanta bırakma noktası olduğu için kıyafetlerimi değiştirdim ve oyalanmadan yoluma devam ettim. Aykut’tan hemen sonra kontrol noktasından ayrıldım,ben kontrol noktasından ayrılırken Hüseyin hala kontrol noktasındaydı. Yaklaşık 1 km sonra Aykut’u yakaladım ve geride bıraktım artık önümde sadece Donald vardı. Kontrol noktasından çıktığımda aramızdaki zaman farkını sorduğumda Yaklaşık 20 dakika diye cevap geldi. Motivasyonum çok iyi durumdaydı, kendimi çok iyi hissediyordum. Güneş yavaş yavaş doğmaya başlamıştı, tempomu biraz artırarak Sölöz’e kadar tempolu koşmaya karar verdim,  bu sürede aradaki farkı kapatmayı düşünüyordum. Düşündüğüm gibi de oldu. Sölöz Burnu’na geldiğimde fark 16 dk ’ya indi. 12 km’de 4 dakika farkı indirmeyi başarmıştım. Sölöz’den sonra yarışın ilk ciddi çıkışı vardı,tırmanmaya başladığım noktada yoldan bulduğum çubuk ile koşmaya başladım. Bu tepeyi yürümeden çıkarsam Narlıca’ya vardığımda farkı 10 dakikaya düşüreceğimi düşünerek  Sölöz’den Narlıca’ya kadar nerdeyse hiç yürümeden koştum. Çantamdaki su şişem düştüğü için arada yolda gördüğüm su kaynaklarından su içip koşmaya devam ettim. Narlıca’ya geldiğimde aradaki farkı sorduğumda 30 dakika dediklerinde bir anda yıkıldım. Sölöz’den Narlıca’ya kadar aralıksız koşmuştum buna rağmen fark düşeceğine artmıştı. 
Sölöz'den Narlıca'ya giderken
         Caner’e “Artık yarışı rolantiye alıyorum, yeni hedefim 2.likteki yerimi korumak .” dedim. Caner’de “Yarışın daha en zorlu çıkışı duruyor, Donald İngiliz, ülkesinde fazla tepe yok.” dedi. Bende  “İngiliz olabilir ama Avusturya’da antrenman yapıyor.” dedim. Caner’e “Parkurda fazla değişiklik yok değil mi? diye sordum. “Bir kaç değişiklik var.” diye cevap verdi. Sanki ben Karadeniz’de yaşıyor muşum gibi, Donald İngiliz dedi bana, ben de İstanbul’da yaşıyorum. En yüksek noktası benim antrenmanlarımı yaptığım Aydos o da 537 metre. Antrenmanlara 250 metreden koşmaya başladığımı ve en yüksek noktasına çıkmadığımı da sayarsak biry andan antrenmanda kazandığım en yüksek rakım farkı 250 metreyi geçmez düşünceleri vardı kafamda. Neyse, bunlar işin detayı, dönelim yarışa. Narlıca’dan çıkmaya hazırlanırken Aykut’u görünce ikinci kez şaşırdım çünkü Aykut’un bu kadar iyi geleceğini düşünmüyordum. Oylanmadan tekrar koşmaya başladım. Kısa bir süre sonra Müşküle’ye ulaştım. Müşküle’deki kontrol noktasından hiç oyalanmadan çıktım ve yarışın son çıkışını tırmanmaya başladım. Tepeyi çıkarken ara ara arkama bakıp, Aykut’un gelip gelmediğini kontrol ettim. Aykut’u gördüğümde kendimin bulunduğu noktayı kerteriz alıp aramızda zaman farkı artıyor mu azalıyor mu diye kontrol ettim. Her seferinde fark biraz daha arttı. Bir yerden sonra artık Aykut’u görmemeye başladım. Caner, söylediğinin aksine parkurda büyük değişiklikler yapmıştı. Bu parkur geçen yıllar ki parkurlara göre daha teknikti ama bence daha güzeldi. Dümdüz yoldan çıkmak yerine araziden yukarı çıkmak bana daha keyifli geldi. 106. km’deki Süleymaniye’ye   geldiğimde durumum iyiydi. Bir ümitle, Donald’ı sorduğumda aradaki farkın 45 dakika olduğunu söylediler, hedef artık 2.likti. Kontrol noktasında bir şey yiyip su ikmali yaptıktan sonra ayrıldım. Müşküle’den Sülemaniye’ye çıkarken yoldan çubuk buldum bunları kontrol noktasına girerken atmadım. Çünkü Süleymaniye’den sonra yaklaşık 2-3 km’lik bir çıkış olduğunu hatırlıyordum. Bu tepeyi çıkınca çubukları attım. 
Süleymaniye'ye tırmanırken
        Yaklaşık 1 km sonra çubukları attığıma pişman oldum çünkü ufak ufak bir sürü iniş çıkış vardı. Geçen yıllarda parkuru tersten koştuğumuzdan bu noktaların yarışın sonu değil de başı olmasından dolayı bu iniş çıkışları pek hissetmemiştim. 110 km koştuktan sonra en ufak çıkışta vücut bunları hisseder hale geliyor. Çıkışlarda yürüdüm. İnişler ve düz yerlerde koşarak devam ettim. Çoğu gitti azı kaldı diye kendimi motive etmeye çalıştım. Hatta 113’inci km’de 23 km kaldı hadi sabret dediğimi hatırlıyorum. Kısa bir süre 23 km mi?!!! Yarı maratondan daha uzun kalmış dedim. Kalana değil koştuğuna bak dedim kendime 113 nerede 23 nerede. Bu şekilde söylene söylene Derbent’e doğru ilerledim. Derbent’e yaklaşınca görevlileri gördüm. Fotoğraf çekip beni motive ettiler. Derbent’e inerken yaklaşık 3 km boyunca asfalt yolda koşmak zorunda kaldım, asfalt beni çok zorladı, dizlerim ağrımaya başladı ama tempomu koruyarak koşmaya devam ettim. 121’inci km’deki Derbent’e ulaştığımda son kontrol noktasına da ulaştın diyen birine  “Bitti ama bende bittim” dediğimi hatırlıyorum. Evet, artık sadece bitiş noktasından geçmek kalmıştı ve 15 km’nin neredeyse 8 km’si yokuş aşağıydı. Yarışın başında planlar yaparken, Derbent’ten sonrası çantada keklik gibi görünüyordu ama planlar hiç düşündüğüm gibi olmadı. Çünkü tepeleri inerken dizim ağrıyordu ve bu ağrıyla Derbent’ten sonra 1 km daha asfalttan aşağı doğru koştum. Sonrasında parkur, tekrar araziye döndü Patika yolda 3-4 km boyunca ufak iniş çıkışlar vardı. İnişleri inerken dizim ağrıyordu ama ağrıya dayanarak koşmaya devam ettim sonra tekrar tepe çıktım. Tepeleri yürüme koşma arası gidiyordum. Sonrasında yine iniş ve ardından yine çıkış. Çıktığım tepeye mi yanayım yoksa indiğim yeri tekrar inmek zorunda olduğmamı. Neyse sonunda acılar içinde 8 kmlik iniş bitirdim. İnişin sonunda dere yatağı vardı, dere yatağından taşlara basarak geçme şansım vardı fakat hiç düşünmeden kendimi soğuk suların içine attım, durdum, yüzümü yıkayıp su içtim. Organizasyonda gönüllü İznik’li bir çocuk motoruyla bana eşlik etmeye başladı. Acı çekiyordum ama acının bir an önce bitmesi için durmadan koşmaya devam ettim. Bir köyün içinden geçtikten sonra İznik şehir merkezine girdik. Artık yarışın son km’sine girmiştim ve gördüğüm herkes beni alkışlıyordu. Gece yarısı karanlıklar içinde çıktığım noktaya ulaşmıştım, alkışlar içinde  finish noktasından geçtim. Dilekolay 4.uncü kez bu zorlu yarışı bitirmeyi başarmıştım.

İznik'te güneşin doğuşu
       Bu yıl organizasyon, diğer yıllara göre daha iyiydi. Parkurun tersten koşulması ve parkurdaki değişikler parkuru daha zorlu hale getirmiş olsa da benim açımdan koşulması daha keyifliydi. Önümüzdeki yıl koşacak olanlar için en büyük tavsiyem kesinlikle bu parkuru koşmaları olacak. Parkurun, özellikle Sölöz’den sonraki kısmında en büyük yardımcınız batonlarınız olacaktır. Yarışmada emeği geçen, başta Caner Odabaşoğlu ve Macera Akademisi Ekibine, kahrımızı çeken, biz motive eden gönüllülere, Soner SARIHAN ve tüm yarış boyunca bizleri yalnız bırakmaya İznik Halkına, Bursa Büyükşehir ve İznik Belediyesine, UMKE ve AFAD’a, beni İzmir’den İznik’e taşıyan Cemil Gökçe’ye sponsorlarım OUTRUNNER ve SUUNTO’ya teşekkür ederim.

Yarış sonuçları : http://racetecresults.com/results.aspx?CId=16389&RId=67

Yarış kayıtlarım : http://www.movescount.com/moves/move59800913